0312 ... .. ..

ulak@gokboru.org

Hüseyinzade Ali Bey

(24 Şubat 1864 – 17 Mart 1940)

Hüseyinzade Ali Bey

Azerbaycan Türklüğü’nün yetiştirdiği ve Türkçülük fikrinin önde gelen temsilcilerinden olan  Hüseyinzade Ali Bey, 24 Şubat 1864 yılında Bakü yakınlarındaki Salyan kasabasında doğdu. Annesi ve babasını küçük yaşta kaybeden Ali Bey, Kafkasya Şeyhülislamı olan dedesi Şeyh Ahmet Salyani tarafından yetiştirilmiştir.

 

Mirza Fethali Ahundzade’nin teşviki ve yardımıyla Tiflis’te lise eğitimine başladı. Burada eğitimini sürdürürken bir yandan da Rusça, Arapça ve Farsça’yı öğrendi. Tarih ve edebiyata meraklı, serbest düşünceli bir insan olan , 17 sayfalık Tarih-i Edebiyat-ı Türki adlı eserin sahibi olan dedesinin evinde akşamları Mirza Fethali Ahundzade’nin de bulunduğu aydınların ilmi, edebi, felsefi, dini sohbet toplantılarından çok faydalanmıştır. Onda; Türk Dili, Türklük ve Türkiye sevgisinin doğmasında dedesinin ve Mirza Fethali’nin büyük etkisi olmuştur.

 

Lise eğitimini büyük bir başarı ile tamamladıktan sonra 1885’te Petersburg Üniversitesi Fizik-Matematik bölümüne girmiştir. Kendi derslerinden arta kalan zamanlarda, Türkoloji bölümü derslerine de devam etmiş ve Batı Klasiklerini de daha ayrıntılı olarak incelemiştir.

 

Petersburg’daki yıllarında, çeşitli Türk bölgelerinden gelen arkadaşlarıyla yaptığı sohbetler ve özellikle İstanbul’dan Rusça eğitimi için gelen Ahmet Sedat Bey ile tanışması, hocalarından Türklerde Vatan ülküsünün olduğunu işitmesi, zaten dedesi ve Mirza Fethali’den gelen Türklük sevgisi onda Türkiye’ye gitme fikrini yerleştirmişti. Türkiye’nin bütün Türklerin anavatanı olduğu fikri ile üniversite bitiminde kendisine teklif edilen yüksek maaşlı işi kabul etmedi. Gizlice Rusya’dan ayrılarak İstanbul’a geldi. Fizik ve Matematik mezunu olarak çeşitli kurumlara başvurduysa da iş bulamadığından Askeri Tıbbiye’ye kaydını yaptırdı.

 

Askeri Tıbbiye’ye girmesiyle birlikte okuldaki genç öğrenciler; Arapça, Farsça, Rusça, Almanca, İngilizce ve Yunanca gibi pek çok dili edebiyatlarını takip edecek kadar bilen bu kendilerinden yaşça büyük olan Azerbaycan Türk’ünün etrafında toplandılar. O gelinceye kadar pek çok bilgiden mahrum olan öğrenciler,  ondan hem Batı hem Doğu Kültürü ile birlikte pek çok ilmi, teknik bilgiden istifade ettiler. Öğrencilerin ellerinde felsefe, sosyoloji kitapları, Leon Cahun’un Türklüğe ait romanları ve tarih ile ilgili eserler dolaşıyordu. Tıbbiye gençleri artık Türklerin sadece Türkiye’de değil; Rusya, İran, Çin, İdil-Ural, Kırım, Sibirya ve Türkistan’da da milyonlarca Türk’ün yaşadığını öğreniyorlardı. Bu taze ve yeni bilgiler, genç öğrencilerin yüreklerinde Türkçülük Ruhu’nun alevlenmesini başlatmıştı. Türkçülük gençlerin ek gönlünde yer etmesinde hiç şüphesiz Hüseyinzade Ali Bey’in fikirlerinin ve onun yüksek ahlaklı karakterinin rolü çok büyüktür.

 

1894 yılında Tıbbiye’den Tabib Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Aynı tarihte İstanbul’a gelen Ziya Gökalp, ilk olarak onunla tanışmış ve fikirlerinden istifade etmiştir.

 

1897 tarihinde başlayan Osmanlı – Yunan Savaşı’na tabip yüzbaşı olarak katılmak suretiyle, Türk askerlerine hizmet etmiştir. Savaştan sonra girdiği imtihanı kazanarak, Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriyye’de cilt ve frengi hastalıkları müderris yardımcısı olarak çalışmaya başlamıştır. Fakat bu görevi devam ederken, yabancı uyruklu olması dolayısı ile polis tarafından takip edildiğinden, memleketi Azerbaycan’a dönmek zorunda kalmıştır. (1903)
Azerbaycan’a dönmesinden bir müddet sonra çıkan Rus-Japon Savaşı sonucunda Japonların Ruslara karşı galip gelmesi üzerine, Rusya’da başlayan hürriyet havasından Rusya mahkûmu bütün milletler gibi, Türkler de istifade ederek, kültürel ve siyasî bazı faaliyetlerin içine girmişlerdir. Bu havadan istifade eden Hüseyinzade Ali Bey’de 1905 yılında Hayat gazetesini yayınlamaya başlamıştır. Gazete 1906 yılında kapatılınca, bu kez de Füyuzat dergisini çıkarmaya başlamıştır. Ancak bu dergi de 1907 Aralık ayında kapatılmış, fakat Azerbaycan’da etkisi büyük olmuş, bir Füyuzat ekolünün yerleşmesini sağlamıştır. Hüseyinzade’nin Hayat’ta kaleme aldığı yazılardan özellikle şunlar dikkat çekicidir; “Türkler Kimdir ve kimlerden ibarettir?”, “Bize Hangi ilimler lazımdır?”, Füyuzat’taki yazılarında ise, Azerbaycanlıların şuurlanmasına ve Azerbaycan millî hareketinin olgunlaşmasına yönelik meseleleri ele almıştır. Burada özellikle mezhep açısından İrancılığa ve son dönemlerde tesirli olmaya başlayan Ruslaştırmaya karşı Türklüğü, Türklüğün saflığını ve birliğini savunmuştur.

Savaş sonrası durumdan istifade etmek isteyen Türk dünyası önderlerinin 8 Nisan 1905 tarihinde Petersburg’da Reşit İbrahim’in evinde yaptıkları istişare toplantısında yer alanlardan biri de Hüseyinzade Ali Bey’dir.
Gerek Rusların takibat ve baskıları gerekse Türkiye’de II. Meşrutiyetin ilânı üzerine, Hüseyinzade İttihat ve Terakki Partisi’nin faaliyetlerine katılmak üzere Türkiye’ye dönmüştür. Her ne kadar Osmanlı Devleti kendi sınırları içinde gayri Türklerin çokluğu, kaybedilen topraklardaki hareketler ve batılı devletlerin baskılarından dolayı, siyaset olarak Türk birliği fikrine rağbet etmez iken, hükûmet dışındaki bazı çevreler ile Genç Türkler Türk dünyası ile ilgilenmeye başlamışlardır. 1908 sonrası kurulan Türk Derneği, Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocakları, Türkçülük düşüncesinin lokomotifi olarak görev yapmıştır. Yine bu yılların Osmanlı Devleti açısından Trablusgarp, I. ve II. Balkan Savaşları ile geçmesi de, aynı yıllarda Türkiye’ye gelen Türk dünyası aydınlarının Türkçülüğe sarılmalarına ve Türkiyeli Türkçülerle omuz omuza çalışmalarına sebep olmuştur.
Hüseyinzade Ali Bey’in faaliyetlerine Birinci Dünya Savaşı içinde oluşturulan Turan heyeti ile devam ettiğini görmekteyiz. Ayrıca, savaşta Kafkasya kısmının Osmanlı-Rus Savaşı hâline dönmesi Rusya Türklüğü ile Anadolu Türklüğünün medenî bağlarının kopmasına sebep olmuş, Türkiye ziyaretleri sekteye uğramış, gazete ve dergilere ulaşılamaz bir durum ortaya çıkmıştır. Her ne kadar dönemin Türk Ocakları faaliyetlerini sürdürse de, Rusya mahkûmu Türkler hakkında pek ciddî çalışmalarda bulunulamamıştır. Bu olumsuzluklara rağmen, Rusya baskısından muhtelif dönemlerde kaçmayı başaran Türk aydınları yine de bazı faaliyetleri başarmışlardır. Özellikle Yusuf Akçura’nın önderliğinde İstanbul’da kurulan, “Rusya Mahkûmu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa Komitesi (Cemiyeti)” önemli işler yapmıştır. Bu cemiyette faal olarak çalışanlardan birisi de yine Hüseyinzade Ali Bey olmuştur.
I. Dünya Savaşı Osmanlı Devleti için ağır sonuçlarla neticelenirken, bir başka coğrafyada, 28 Mayıs 1918 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilânı üzerine, Hüseyinzade bu kez de, Mehmet Emin Resulzade önderliğindeki hükûmete yardım için memleketine dönmüş, fakat, 27 Nisan 1920 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Ruslar tarafından işgali üzerine Azerbaycan’dan tekrar ayrılmak zorunda kalmıştır.

Türkiye’de tekrar hekimlik görevine başlamış, 1926 yılında profesör, 1931 yılında da emekli olmuştur. 17 Mart 1940 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.